Ben Kimim? İçsel Bir Yolculuğun İzinde
18 Haziran 2026

Bazı sorular yanıtlandıkları anda kapanır. İnsanın nerede doğduğu, hangi okulu bitirdiği, kaç yıldır aynı şehirde yaşadığı: bunların bir karşılığı var. Karşılık verilir, soru rafa kalkar.
"Ben kimim?" başka türlü çalışır. Ona verilen her yanıt, arkasında kendisinden geniş bir alan bırakır. Soruyu soranla sorulan aynı kişi olduğu için, bakanla bakılan arasına hiçbir zaman yeterli mesafe girmez.
Kendimi tanıtmam gerektiğinde söyleyebileceğim doğru cümleler var. Ama bir insanı anlatan cümlelerle o insanın kendisi arasında her zaman bir aralık kalır. Beni asıl ilgilendiren, o aralık.
Yanıt her seferinde birine verilir
"Ben kimim?" sorusuna çoğunlukla bir listeyle karşılık verilir. Meslek, memleket, ailedeki yer, birkaç sıfat. Liste kullanışlıdır, bir insanı bir başkasına kısa sürede tarif etmeye yarar. Ne var ki liste, kim olduğunu değil nerede durduğunu bildirir. Aynı sıfatları taşıyan iki insan birbirine hiç benzemeyebilir.
Listeyi uzatmak da işe yaramaz. Maddeler çoğaldıkça tarif ayrıntılanır, ama verilen bilginin cinsi aynı kalır; yalnızca kişinin yerleştirildiği kutucuklar artar.
Sorunun kapanmamasının bir nedeni de muhataptır. Yanıt her zaman birine verilir. İnsanın iş yerinde verdiği yanıtla yıllardır tanıdığı birine verdiği yanıt aynı olmaz; ikisi de yalan sayılmaz, ikisi de eksik kalır. Kimlik bir mülk gibi taşınmaz; her karşılaşmada yeniden kurulur.
Bir de zaman meselesi var. Yanıtı veren kişi, yanıtın verildiği yerde durmaz. Bugün doğru olan bir cümle beş yıl sonra hâlâ doğru olabilir ama aynı ağırlığı taşımayabilir. "Ben kimim?" bu yüzden çözülüp kaldırılacak bir düğüme benzemez; insan onu uzun süre yanında taşır. Bir soru hüküm ister, bir başkası bakmayı sürdürmeye izin verir. Bu, ikincisidir.
Soruyu inceltmek ile soranı görmek
Pedagojik formasyon eğitimi aldım ve Felsefe Grubu Öğretmenliği yetki belgem bulunuyor. Bu bir yetki belgesidir; onu bir meslek unvanı gibi kullanmıyorum. Felsefe ve psikoloji, üzerine okumayı sürdürdüğüm iki alan.
Felsefe "Ben kimim?" sorusuna doğrudan bir yanıt vermez, sorunun ne tür bir soru olduğunu inceltir. İnsanın yıllar içinde değişmesine rağmen aynı insan sayılmasını neyin sağladığı, "ben" denilen şeyin sabit bir çekirdek mi yoksa bir süreklilik duygusu mu olduğu felsefenin başlıkları arasındadır. Bunlar cevabı kapatmaz, soruyu daha dikkatli hâle getirir.
Psikoloji ise soruyu taşıyan kişiye bakar. İnsanın kendine anlattığı hikâyenin ne kadar tutarlı olduğu, kendini tanıma çabasının nerede kendini korumaya dönüştüğü psikolojinin alanıdır. Felsefe sorunun kendisini, psikoloji soranın hâlini görünür kılar. Bu ikisini birbirinin yerine koymuyorum; tek başına ele alındığında ikisi de yetersiz kalır.
Bağlam mazeret değildir
Lisans eğitimimi sosyoloji alanında tamamladım. Sosyolojinin öğrettiği şey basit ve rahatsız edici: en kişisel görünen tercih bile bir bağlam içinde biçimlenir.
Bir insanın neyi güzel bulduğu, neyi ayıp saydığı, hangi hayat biçimini normal kabul ettiği, hatta kendinden söz ederken hangi kelimeleri seçtiği boşlukta oluşmaz. Bunlar ailenin, kuşağın, sınıfın ve dilin sunduğu imkânlar arasında şekillenir. Sosyoloji bunu söylerken "aslında sen sen değilsin" demez. Daha ölçülü bir şey söyler. "Ben kimim?" sorusuna yanıt verirken kullanılan malzeme, tek başına seçilmiş bir malzeme değildir.
Bu bakışın sık atlanan bir tarafı var. Bağlamı görmek insanı sorumluluktan muaf tutmaz; tersine, neyin devralındığını, neyin gerçekten benimsendiğini ayırt etmeyi mümkün kılar. Böylece kimlik, üzerinde düşünülebilecek bir şey hâline gelir. Bu ayrım cevabı vermez; yalnızca hangi cümlenin bana ait olduğunu gösterir.
Astrolojiyle Reiki'nin bu yazıdaki yeri
2002'de Reiki ile tanıştım. Reiki'yi herhangi bir rahatsızlığa iyi gelen bir yöntem olarak anlatmıyorum; tıbbi bir iddiam yok, tedavi ve tanı alanında konuşmuyorum. Bir uygulamanın kime ne yaptığına dair kesin cümleler kuracak yerde durmuyorum.
Astrolojiyi de gelecek tahmini ya da kehanet aracı olarak görmüyorum. "Şu burçtan olan şöyledir" biçimindeki karakter tarifleriyle ve uyum hesaplarıyla ilgilenmiyorum. Astroloji beni, insanların yüzyıllardır kendilerine ve birbirlerine dair konuşurken başvurdukları sembolik dillerden biri olarak ilgilendiriyor.
Bir sembol dili olguları açıklamaz; insanın kendi hâlini anlatmak için kullandığı kelime dağarcığını genişletir. İnsan kendinden söz ederken hazır bir dile ihtiyaç duyar ve seçtiği dil, neyi görünür kıldığı kadar neyi görünmez bıraktığını da belirler. Sembolleri ciddiye almak, onlara olgu muamelesi yapmayı gerektirmez. Bu alanlara daha iddialı bir yerden değil, buradan bakıyorum.
Geriye kalan çerçeve
Astroloji, psikoloji, Reiki ve ruhsal dönüşüm başlıklarında okumaya ve öğrenmeye devam ediyorum. "Devam ediyorum" ifadesini olduğu gibi kullanıyorum: bu alanlarda bir uzmanlık iddiam yok, tamamlanmış bir görüşüm de yok. Bir yerde tamamlanacağını da sanmıyorum.
Burada yazdıklarım düşünmenin sesli hâli. Kimin ne yapması gerektiğine dair bir reçetem yok. "Ben kimim?" sorusuna dışarıdan verilen cevaplar, çoğu zaman sorunun kendisinden dar kalır.
Kendimi tanıtan cümleleri yan yana dizdiğimde bir portre çıkmıyor. Nerede okuduğum belli, neyi iddia etmediğim belli. Aradaki boşluğu dolduran bir cümle yok. Çerçeve boş değil ama içi tek bir cevapla dolmuyor.
Bu soru bende kapanmadı; kapanmamasını bir eksiklik saymıyorum. Şimdilik yaptığım tek şey, ona bakmayı sürdürmek.
